
Şeyma Nur Gürses [1]
“Bakalım adına “sağlık” denen, üzerine milyonlarca yıl laf söylenen, para pul dökülen, ter akıtılan bu uçsuz bucaksız muammayı çözmeye sizi bir adım yaklaştırabilecek miyim?” (Dr. Düş Gezgini, 2018, 10)
Kitabın yazarı Dr. Düş Gezgini, ismini ve soy ismini kullanmayıp mahlas kullandığı için hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Fakat kitabın içinden kendisi hakkında edindiğim bilgileri paylaşacağım. Kendisi Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu, Halk Sağlığı alanında uzmanlık yapmış bir kadındır. Babası Balkan göçmeni, annesi ise Türkmen’dir. İkisi de eğitimcidir. Çocukluğu İzmir’de geçmiştir ve kitabı yazdığı yıllarda da İzmir’de yaşamaktadır. Evli ve bir çocuk annesidir. Kitabında yer yer bir gazetede köşe yazıları yazdığına dair ipuçları vermektedir. Yazarın bu kitabı haricinde “Bana Aşkı Sordular Bence Kırmızı Dedim” isimli bir kitabı daha vardır.
Anneme Yazar Olduğumu Söylemeyin O Beni Hekim Biliyor kitabı 2018 yılında basılmıştır. Kitapta geçen bazı yerlerde, köşe yazılarının derlenmiş hali olduğu izlenimi vermektedir. Bu şekilde yazılmış bir çok kitap vardır. Genellikle denemelerden oluşan kitaplar edebi veya siyasi içerikli olurken bu kitap, bazı sağlık konularıyla ilgili sorunlara da değinmiştir.
Kitap konu itibariyle çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Çeşitli konularda yazılmış denemelerden oluşmaktadır. İçerisinde toplam kırk üç adet yazı vardır. Yazar değindiği konularda anılarından da beslenir. Kadına şiddet, toplumsal eşitsizlik, sigara kullanımı, aşı, iş sağlığı ve çevre sağlığı değindiği konulardan bazılarıdır. Bazı yazılarındaysa günlük veya iç dökme tarzı bir anlatım sergilemiştir. Yazılar günlük konuşma diliyle yazılmıştır.
Yazarın değindiği konulardan biri kadınlara yapılan olumsuz muamelelerdir. Yazarımız konuyu kimi zaman şiddet yönüyle, kimi zaman eşitsizlik yönüyle ele alır. Ülkemizde gerçekleşen kadına şiddet, tecavüz olaylarından örnekler verip kadın olmanın zorluğundan bahseder. Yine bununla ilgili bir yazısında mecburi hizmet yıllarında yaşadığı zorluklara değinir. Özellikle kar yağdığı zamanlar uzun yollar yürümesi gerektiğinde tedirgin olduğunu, karın tadını çıkaramamaktan hoşnutsuz olduğunu şöyle anlatır: “Hep bu yüzden, o kara saplanan Anadolu mahallesini tek başıma her gün arşınlarken karın tertemiz izlerini takip etmek yerine namusumun, canımın, aile onurumun tasasına düşmem, önümde upuzun uzanan bembeyaz örtünün üstünde küçük adımlar atarken alnıma değecek kara lekenin kabusunu duymam. Hep bu yüzden karın yalın sesini duymak yerine, tehlikeye kulak kesilmem, etrafı dinlemem…”
Sadece fiziksel şiddete değil, psikolojik şiddete de değinir yazar. İster Doğu’da olsun ister Batı’da, kadınların bu şiddete hep maruz kaldığını anlatır. Her iki kesimden de dinlediği örnekleri bize sunarak bu görüşünün altını doldurur.
Yazarın değindiği konulardan bir diğeri de sağlık personellerine yönelik şiddettir. Gecesini gündüzüne katıp çalışan bu insanların emeklerinin karşılıklarını bu şekilde ödemelerinin ne kadar üzücü olduğunu söyler. Doktorun da bir insan olduğunun çoğu zaman unutulduğundan yakınır. Sadece şiddet değil, yersiz tüm anlayışsızlıklara karşı aynı tepkiyi verir. Kitabında şöyle bir örnek verir bununla ilgili: “Bir pazartesi sabahı idi. İki yaşlı kadın odadan içeri girdiler. Yüzleri asıktı, belli ki bir şeyden rahatsızdılar. Kulak kabartım. Aile hekimi istedikleri ilacı yazmamış, değiştirmek ve onu şikâyet etmek için gelmişlerdi. O kadar şikayetçi halleri vardı ki hekimin bunca sene yaptığı iyiliği, alakayı, özeni, ilgiyi hiçe sayıp veryansın ediyorlardı. Hekim arkadaş için üzüldüm çünkü biliyordum ki yaklaşık bir yıldır kanser ile savaş veriyor, hastalığın nüksetmediği iyi hallerinde hastalarını yalnız bırakmamak için ha babam de babam çalışıyordu. İçimden çık çık ettim… Vay be demek bu kadar her şey…”
Yazar bazı özel günlere de yazılarında yer vermiş. Bunlardan biri de “Dünya Sigarasızlık Günü”dür.
Sigarayla ilgili şöyle bir anısına değiniyor. Venedik’te rehber eşliğinde gezerken konu “Türk gibi tütmek” deyimine geliyor. Bu deyimin nereden çıktığını ise rehber şu şekilde anlatıyor; İtalyanlar Ortadoğu’dan Osmanlı topraklarına yayılan köz ateşinden geçirilmiş, suda demlenmiş aromalı tütün keyfine ilk kez Osmanlı seferlerinde şahit olmuşlar. Türkler çok sigara içtiği için bu deyimin dillerine bu şekilde yerleştiğini söyler.
Yazar, her ne kadar dumansız hava sahası projeleri uygulamaya başlamış da olsak insanların hala bu zararlı alışkanlıktan kurtulamadıklarından hatta kullanımının gittikçe artmasından yakınır. Sigaranın zararlarından, sadece içene değil çevresindekilere de bir o kadar hatta daha fazla zarar verdiğinden bahseder ve insanlara bu durumdan kurtulmaları için bir nevi çağrıda bulunur.
Yazar evrenin birbirinden ayrı parçalardan oluşmadığını bu sebeple insana da sağlığa da bütüncül bir bakışla bakmak gerektiğini söyler. İnsan, diğer insanlarla ve çevreyle etkileşim içinde bir canlıdır. Sağ ve sağlıklı olmanın sırrının doğanın iç dinamiklerini anlamakla çözüleceğine inanır. Sağlık ve sağlıksızlık denen şeyin “ekoloji”de olduğunu belirtir. Tıp ve sosyal bilimleri de birbirinden uzak tutanlara anlam veremez.
Yazar sağlıkla ilgili bazı konularda da önerilerde bulunmuştur. Örneğin bir yazısında aşı konusunu dile getirip ve insanları bu konuda teşvik ediyor. Bazı kronik hastalıklar için geliştirilen yeni aşılardan da söz ediyor.
Tuzla ilgili de kararında kullanılması konusunda bazı uyarılar yapıyor. Nedenlerini, çok tüketimin sebep olabileceklerini açıklıyor.
Yine önemli bir konu olan anne sütüne de değiniyor. Bebeklere ne gibi faydaları olduğundan bahsediyor. Kolostrumun içeriğinden ve mutlaka bebeğe ilk 24 saat içinde verilmesi gerektiğini anlatıyor. Hatta biraz da sert bir ifadeyle, bebeğine bu sütü vermeyen annenin, bunun hesabını bebeğine vermesi gerektiğini söylüyor.
Kitap çok fazla edebi bir dil kullanılmadan yazılmış, çeşitli konular içeren yazılardan oluşmaktadır. Yer yer bazı bilgiler içerse de daha çok yazarın fikirlerinin, görüşlerinin, duygularının anlatıldığı bir kitaptır. Sağlık bölümünde okuyanlar ve sağlık çalışanlarından ziyade daha çok temel sağlık konularında bilgilendirilmesi gereken insanların okuması faydalı olacaktır. Kitabın içeriğinde, yazarın bu yazıları bir gazete köşesinde yazdığını düşünmüştüm. Bazı yerlerde bu fikri edinmeme sebep olabilecek cümleler vardı. Kendisi bir Halk Sağlığı Uzmanı olduğu için, eğer gerçekten bir gazete köşesinde yazıyorsa, halkı bilgilendirmek amacıyla bu şekilde temel sağlık konulara dikkat çekip farkındalık oluşturmak istemiş olması muhtemeldir.