Fatma Zehra Erol[1]
Tasavvufun köklü ve zengin terminolojisi içerisinde, râbıta kavramıyla doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilendirilebilecek pek çok tasavvufî terim bulunmaktadır. Bu çalışma kapsamında, ilgili literatür taraması neticesinde ön plana çıkan bazı temel tasavvufî kavramların râbıta ile olan ilişkisi sistematik bir biçimde ele alınmıştır. Söz konusu kavramların her biri, râbıtanın teorik çerçevesini anlamada ve tasavvufî pratik içerisindeki yerini tespit etmede önemli bir bağlam sunmaktadır. Tespit edilen kavramlar, içerik ve işlev bakımından iki ana başlık altında sınıflandırılarak incelenmiştir. Bunlardan ilki, “Râbıta ve Mürid-Mürşid İlişkisiyle İlgili Tasavvufî Kavramlar” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde, râbıta pratiğinin mürid ile mürşid arasındaki mânevî bağı güçlendirme işlevi çerçevesinde anlam kazandığı; muhabbet, sohbet, tefekkür, tevessül ve teveccüh-feyz gibi kavramlar ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Söz konusu kavramlar, râbıtanın sadece zihnî bir tasavvur değil, aynı zamanda mânevî yönelişin temel dinamiklerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır. Tasavvufî kavramların sınıflandırıldığı ikinci başlık ise, “Râbıta ve Müridde Oluşturduğu Kazanımlarla İlgili Tasavvufî Kavramlar” şeklindedir. Bu bölümde, râbıtanın müridin içsel dönüşüm sürecine katkı sağladığı düşünülen bazı kavramlar ele alınmıştır. Nefsin tezkiyesi, kalbin tasfiyesi, murâkabe, muhâsebe, ihlâs, fenâ-bekâ ve mârifet gibi kavramlar râbıtanın sâlikte gerçekleştirmeyi hedeflediği mânevî derinleşmenin boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu kavramlar, râbıtanın sadece mürşide yönelik zihnî bir odaklanmadan ibaret olmayıp, müridin ruhsal arınması ve irfanî olgunluğa ulaşmasında işlevsel bir role sahip olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, mürid-mürşid ilişkisine dayalı bir mânevî terbiye yöntemi olarak ele alınan râbıtanın, tasavvuf geleneğinde yer alan bazı temel kavramlarla olan ilişkisi, sûfî gelenek perspektifinden sistematik biçimde incelenmiştir.
Güzel ahlakı konu edinen tasavvuf ilmi, kendi içerisinde çeşitli devirlere ayrılır. Bu devirlerin ilki kabul edilen Zühd Dönemi, tasavvufî yaşamın şekillenmeye başladığı, temel İslâmî değerler etrafında inşa edilen yoğun bir mânevî tecrübe alanını yansıtmaktadır. Bu dönemde ibadet, takvâ ve verâ gibi kavramların bireyin Allah ile ilişkisini güçlendirme gayesinin temel ilkeleri olarak ön plana çıkmakta; tevbe, murâkabe, sıdk ve ihlâs gibi kavramların ise nefis terbiyesinin ve kalbî arınmanın mihenk taşları olarak benimsendiği görülmektedir. Bu dönemin ardından hicrî VI. yüzyılda ilk tarikatların ortaya çıkmasıyla birlikte tasavvuf tarihinde yeni bir safha başlamıştır. Bu dönem, genellikle Tarikatlar Dönemi olarak adlandırılmakta olup tasavvufun kurumsal bir yapıya kavuştuğu evreyi ifade etmektedir. Sûfîler artık bireysel bir zühd hayatı sürmekten ziyade, belirli bir silsileye bağlı ve sistemli bir eğitim metoduna dayanan tarikatlar içerisinde mânevî yolculuklarını sürdürmeye başlamışlardır.
Bu tespitlerden sonra ilgili makalede râbıta konusunun neden çalışıldığı ele alınmıştır. Çalışma, mânevî terbiye metotlarından biri olarak değerlendirilen râbıtayı tasavvufun bazı kavramlarıyla irtibatlandırılarak seyr-ü sülûkteki yeri açısından tahlil eder. Sûfî geleneğin zengin terminolojisi içerisinde râbıtayla ilişkilendirilebilecek pek çok kavram olduğunu vurgulayan çalışma, râbıtayı mürid-mürşid ilişkisi açısından ele alarak müridin elde ettiği bir takım kazanımla diğer tasavvufî kavramları irtibatlandırmayı tercih eder.
Râbıta ve ilgili diğer tasavvufi kavramlara geçmeden önce râbıtanın kelime ve terim anlamı, râbıta türleri hakkında genel bir çerçeve çizilmiştir.
I.Râbıtanın Lügat ve Terim Anlamı:
Râbıta, sözlükte “bağlamak” manasındaki “rabt” kelimesinden türeyen ve “iki şeyi birbirine bağlayan ip, alâka, bağ, münasebet” anlamlarında kullanılan bir kelimedir. Tasavvufî terim olarak râbıta, müridin Allah’ın ilâhî ve zatî sıfatlarıyla donatılmış, keşf mertebesine ulaşmış kâmil bir mürşide kalbini bağlamasıdır. Bu bağlamda mürid, mürşidinin hem huzurunda hem de yokluğunda onun şemâilini (mânevî simasını) zihninde canlandırır ve bu tasavvuru sürekli muhafaza eder. Böylece râbıta, müridin mânevî ilerleyişinde mürşidin rehberliğini kalben hissetmesi ve onun mânevî etkisini muhafaza etmesi anlamına gelir. Râbıtanın sözlük ve terim anlamı verildikten sonra râbıta türleri ele alınmıştır.
II.Râbıta Türleri:
Bir mürşid-i kâmile intisap ederek seyr-ü sülûk eyleyen müridin, mânevî eğitim yolculuğunda mürşidiyle kurduğu kalbî bağ büyük önem taşımaktadır. Bu bağı ifade eden ve birçok tarîkat tarafından benimsenen uygulama, râbıta olarak adlandırılmakta, literatürde ise mürşid râbıtası şeklinde tanımlanmaktadır. Tasavvufî gelenekte kökleşmiş bu metodun, genel kanaate göre iki yönteme dayandığı görülmektedir. Bunlar şeklî râbıta ve mânevî râbıtadır.
Sûfî anlayışa göre şeklî râbıta, müridin mürşidinin simasını ve ahlâkî özelliklerini zihninde canlandırarak, sanki onun huzurundaymış özellikle iki kaşı arasına bakıyormuş gibi odaklanmasını ve bu hâl üzere mürşidinden feyz talep etmesini ifade eden bir tatbiktir. Şeklî râbıta, müridin mürşidini zihninde dolunay gibi parlak ve nurlu bir suretle karşısında canlandırması, bu esnada mürşidinden geldiğine inanılan mânevî feyizlerin kendi kalbine aktığını ve oradan tüm bedenine yayıldığını hayal etmesine dayalı bir uygulamadır. Şeklî râbıtanın Nakşibendiyye tarîkatında üç tane alt uygulaması vardır. Bunlar; râbıta-i mevt, râbıta-i mürşid ve râbıta-i huzûr’dur.
A) Râbıta-i Mevt
Râbıta-i mevt ya da diğer adıyla tezekkür-ü mevt, sûfî eğitimde müridin nefs terbiyesi amacıyla sıkça başvurduğu bir tefekkür yöntemidir. Bu uygulama, belli bir mekân ya da zamana bağlı olmaksızın bireyin ölüm hallerini ve öldükten sonraki yaşamı tefekkür etmesine dayalı günlük bir vazife olarak icra edilir.
B) Râbıta-i Mürşid
Sûfî literatürde râbıta-i mürşid, müridin mürşidini zihninde şahsen tasavvur etmesiyle gerçekleştirilen bir mânevî yoğunlaşma biçimidir. Bu uygulamanın müridin ruhsal tekâmülüne katkısı olduğu, bunun yanında farklı yöntemlerle icra edilebildiği bilinmektedir.
C) Râbıta-i Huzûr
Râbıta-i Huzûr, sûfî terbiyede müridin daima Allah Teâlâ’nın huzurunda bulunduğu bilinciyle hareket etmesini ifade eden bir manevi farkındalık hâlidir. Bu râbıta türü, müridin kalbini tam bir muhabbetle Allah’a yöneltmesi, her hâl ve durumda Cenâb-ı Hakk’ın kendisiyle beraber olduğunu idrak ederek nefsini disiplin altına alması anlamına gelir.
2) Manevî Râbıta
Tasavvuf ehline göre mânevî râbıta, müridin mürşidini her an yanında ve huzurunda hazır buluyormuşçasına bir bilinç hâli içerisinde yaşaması, bu şuurla davranışlarına dikkat etmesi ve kalben mürşidinden sürekli feyiz alabileceğinin farkında olmasıdır. Bu tür râbıta, sûret tasavvuruna dayalı fizikî hayalden ziyade, mürşidin ruhâniyetine yönelmiş daha derin bir kalbî bağlanışı ifade eder.
Çalışma bu aşamada râbıtanın müridin mürşidiyle kurduğu bağa olan tesiri bakımından diğer tasavvufi kavramlarla birlikte ele alınmıştır.
III.Mürid-Mürşid İlişkisine Dair Temel Tasavvufî Kavramlar ve Râbıta
İrade edip talep eden anlamına gelen mürid ile irşad eden, doğru yola sevk eden anlamındaki mürşid arasında kurulan mânevî bağ, tasavvufta râbıta kavramının temelini oluşturur. Sûfî anlayışa göre bu bağlanmada mürşid-i kâmilin müride doğru yönlendirdiği mânevî bir etki söz konusudur. Bu çerçevede râbıta ile ilişkili olduğu düşünülen bazı kavramlar bir arada zikredilmiştir.
1) Râbıta ve Muhabbet İlişkisi
Tasavvufun zengin bilgi birikimi içerisindeki bazı kavramları râbıtayla olan anlam ilişkilerine göre sıraladığımızda karşımıza çıkan en temel kavram muhabbettir. Çünkü sûfîlerin büyük çoğunluğuna göre muhabbet olmadan mürid ile mürşid arasındaki bağdan, yani râbıtadan söz etmek mümkün değildir. Zira mürid ile mürşid arasında tesis edilen mânevî bağın en sağlam temeli muhabbet üzerine inşa edilmiştir.
2) Râbıta ve Sohbet İlişkisi
Sözlükte sohbet; arkadaşlık etmek, karşılıklı konuşmak, birbiriyle iletişim kurmak, cismen veya kalben sürekli beraberlik hâli olarak tanımlanır. Ayrıca, dinî ve dünyevî konuların samimi bir ortamda paylaşıldığı meclis anlamına da gelir. Bu anlamlarıyla sohbet hem sosyal hem de mânevî iletişimin önemli bir biçimini teşkil eder. Çünkü müridin her an mürşidiyle olduğunu düşünmesi, onun sohbetinden feyz aldığını tasavvur etmesi manevi gelişim için önem arz etmektedir.
3) Râbıta ve Tefekkür İlişkisi
Tefekkür, Arapça “fikr” kökünden türemiş bir isimdir. Düşünme, zihni meşgul etme, aklı bir mesele üzerinde yoğunlaştırma anlamlarına gelmektedir. Tasavvuf ıstılahında tefekkür, kulun kâinattaki varlıkların hakikatini derinlemesine düşünerek onlardan ibretler çıkarması; Allah’ın (c.c.) isim ve sıfatlarını, bu varlıklar üzerindeki tecellileriyle müşâhede etmesi ve bu müşâhede aracılığıyla Yaratıcı’yı hakiki manada tanımasıdır. Sufîler mürşidiyle kurdukları bağ sayesinde her an onun feyz-i ilahisinden faydalandığını düşünürler. Bu sayede her an hakkı ve hakikati tefekkür etme eğilimi kazanırlar.
4) Râbıta ve Tevessül İlişkisi
Tevessül, Arapça “vesl” kökünden türeyen bir isimdir; vesile edinmek, bir şeye arzu ve istekle ulaşıncaya kadar çaba göstermek ya da hedefe ulaşmak için bir aracı kullanmak anlamlarında kullanılmaktadır. Bu bağlamda tevessül, sadece fiziksel bir araç değil, aynı zamanda mânevî hedeflere ulaşmak için başvurulan yöntem veya şahsî rehberliği de ifade edebilir. Tasavvuf ıstılahında tevessül, sâlikin Allah’a (c.c.) yakınlaşma arzusuyla kendi dışındaki bir Müslüman şahsiyeti özellikle de mânevî derecesi yüksek bir mürşidi veya onun işlediği sâlih amelleri vesile edinerek ilâhî yakınlığa erişmeye çalışmasını ifade eden bir kavramdır. Tasavvuf ehline göre râbıtanın tevessülle olan ilişkisi, müridin mürşidiyle kurduğu kalbî bağ ile başlar. Mürid ile mürşid arasında tesis edilen bu mânevî bağın nihai amacı, Allah’a (c.c.) yakınlaşmak ve O’na kavuşmaktır.
5) Râbıta ve Teveccüh-Feyz İlişkisi
Sözlükte teveccüh kelimesi, temel anlamıyla “yönelmek” anlamına gelir. Bir işte deneyimli ve uzman kişiyi, o işin piri veya önderi olarak ifade etmek için de kullanılır. Sözlükte feyiz (feyz) ve feyezân kelimeleri, suyun yatağından taşması, bir haberin geniş kitlelere yayılması veya bir sırrın ifşa edilmesi gibi anlamlar taşımaktadır.
Sûfîlere göre, râbıtadan maksat, müridin mürşidinden feyz almasıdır. Müridin mürşidiyle kurduğu râbıtanın niteliği ve gücü, ruhanî olarak gerçekleşen bu yönelişin kalitesini doğrudan etkiler. Mutasavvıflar, müridin mürşidine olan râbıtasının kuvvetli olması hâlinde, mürşidinin mânevî tesirinin yani feyzinin de o oranda artacağını ifade etmişlerdir.
6) Râbıta ve Nefs Tezkiyesi İlişkisi
Tezkiye sözlükte; arıtmak, temizlemek, kişinin nefsini yermesi, temizlemesi manalarına gelmektedir. Tasavvuf ıstılahında tezkiye kavramı, çeşitli sebeplerle kirlenmiş olan nefsin arındırılması anlamına gelmektedir. Mutasavvıflar, nefsin tezkiye edilip kalbin tasfiye edilmesinin, dünyevî meşguliyetlere kalpte gereğinden fazla yer vermemek ve tüm dikkatini Allah Teâlâ (c.c.) üzerine yoğunlaştırmak suretiyle, usulüne uygun bir mücâhede ve riyâzet ile mümkün olabileceğini ifade etmektedirler. Sûfîlere göre, kalbin tasfiyesi olarak ifade edilen bu mânevî arınma sürecinin en doğru yolu, kâmil bir mürşide bağlanmaktan geçmektedir.
7) Râbıta ve Kalp Tasfiyesi İlişkisi
Sözlükte, bulanıklıktan arınma anlamına gelen safv kelimesinden türeyen tasfiye, “damıtmak”, “arıtmak” ve “saf ve temiz hâle getirmek” anlamlarını taşımaktadır. Tasavvuf ıstılahında tasfiye denilince, insan bedeninin mânevî merkezi kabul edilen kalbin tüm kirlerden arındırılması ve bu arındırılmış hâlin devamlı olarak korunması anlaşılmaktadır. Tasavvufun temel konusu, insanın olgunlaşma sürecinde yaşadığı hâller, makamlar ve bu süreçte uygulanan terbiye yöntemleridir. Tasavvuf ehline göre, bu tekâmül sürecinde insanın düşünce, söz ve amellerinin merkezî noktası kalptir. Sûfî düşüncede kalbin, bir kapısı bedene, diğer kapısı ise rûha açılan iki yönü bulunmaktadır. Dolayısıyla önce kemâle erme, ardından da başkalarını eriştirmeyi amaç edinen mutasavvıflar, insan bedeninin mânevî merkezi olarak kabul edilen kalbin her türlü kirden arındırılmasına ve bu temizliğin kalıcı hâle getirilmesine büyük önem vermişlerdir. Mürşid-i kâmillerin kemâlatını tamamlamış kişiler olmaları sebebiyle müridinin kalp tasfiyesine yardımcı olabileceğine inanılır. Bu nedenle kalp tasfiyesini arzulayan bireyin bir mürşid-i kâmile intisap etmesi elzemdir.
8) Râbıta ve Murakabe İlişkisi
Sözlükte murakabe kelimesi; “gözlemek”, “gözaltında tutmak”, “Allah’tan (c.c.) sakınmak” ve kulun bütün hallerinde Allah’ın kendisinden haberdar olduğunu bilmeye devam etmesi anlamlarına gelmektedir. Tasavvuf ıstılahında murâkabe sâlikin her an Allah Teâlâ’nın manevî huzurunda bulunduğunu bilerek, O’nun yaptıklarının, söylediklerinin ve kalbine gelen bütün havâtırın farkında olduğunu tasavvur etmesi anlamına gelir.
Sûfîlere göre murakabenin kemâle ermesi, dört temel özelliğin bir araya gelmesiyle mümkün olmaktadır. Bunların ilki, mârifetullah yani Allah’ı doğru ve derinlemesine tanımaktır. İkinci özellik, Şeytan’ın Allah’ın düşmanı olduğunu bilmektir. Murakabenin tamamlanmasının üçüncü şartı, nefsin her zaman kötülüğü emrettiğinin bilincinde olmaktır. Son olarak, yapılan amellerin sadece Allah Teâlâ (c.c.) için gerçekleştirildiğinin idrak edilmesi murakabenin olgunlaşması açısından önemlidir. Murakabe kendini her an kontrol etme, oto kontrol halidir. Bu davranışın kökleşmesinde müridin mürşidiyle kurduğu râbıtanın etkisi büyüktür. Mürid mürşidini düşünürken kendine çeki düzen verir. Böylece sürekli kendini kontrol eden, murakabe eden birisi haline gelir.
9) Râbıta ve Muhâsebe İlişkisi
Sözlükte bir şeyin hesaba çekilmesi, hesaplaşma anlamlarına gelmektedir. Tasavvuf ıstılahında muhâsebe, kişinin nefsini iyi veya kötü davranışlarından dolayı hesaba çekmesidir. Sûfîlere göre tasavvuf ehlinin nefsine karşı muhâsebesi şu şekilde olmalıdır: Mutasavvıflara göre, seyrü sülûka talip olan sâlikin nefsine ve şeytana karşı her an uyanık olması gerekmektedir. Tasavvufun temel uygulamalarından biri olan râbıta, sâlike sürekli uyanıklığı, murâkabe ve muhâsebe hâlini öğretir. Râbıtanın pratiğinde muhâsebeye verilebilecek önemli örneklerden biri, râbıta-i mevt, yani ölüm râbıtasıdır. Sûfîlere göre nefsin hesaba çekilmesi, kişinin daima uyanık kalmasını sağlar; gaflet ise bu muhâsebeye engel teşkil eder.
10) Râbıta ve İhlâs İlişkisi
Sözlükte, hulûs ve halâs köklerinden türemiş olan bu kelime, arınmak, saflaşmak ve kurtulmak anlamlarına gelir. Tasavvuf ıstılahında ise ihlâs, kulun yaptığı ibadet ve amellerde Allah’tan başkasından herhangi bir karşılık beklememesi, riya ve gösterişten uzak bir şekilde tam bir doğruluk ve içtenlikle kullukta bulunması anlamında kullanılmaktadır.
Sûfîler ihlâs sahibi olabilmenin temel şartlarından birinin, yapılan amellerin halkın takdirinden ve nefsin gizli beklentilerinden korunması olduğunu ifade etmişlerdir. Mutasavvıflara göre, manevî terbiye yoluna giren sâlik için en önemli sorumluluklardan biri, özellikle râbıta hâlindeyken ihlâsı elden bırakmamasıdır. Sûfî anlayışa göre seyr u sülûk içerisinde bulunan bir sâlikin ihlâsı, yalnızca niyet safiyetinden ibaret olmayıp, aynı zamanda mürşidine olan teslimiyetini de içermelidir.
11) Râbıta ve Fenâ-Bekâ İlişkisi
Arapça’da geçici olmak, bir şeyin yok olması, ölmek gibi manalara gelen fenâ, çoğunlukla var olmak, süreklilik anlamındaki bekâ kelimesiyle birlikte kullanılagelmiştir. Tasavvuf ıstılahında fenâ, kötülenmiş vasıfların gitmesi, bekâ ise övülmüş vasıfların var olması anlamına gelen terimlerdir. Sûfîlere göre seyr u sülûka başlayan mürid, mürşidinin tedrisinde kabiliyetine göre değişen çeşitli riyâzet ve mücâhedelerle nefis terbiyesinden geçer.
Fenâ kavramı müridi Allah’a ulaştırıcı yönüyle mürid-mürşid ilişkisinde özel bir terbiye metodu olan râbıtanın konusuna da girmektedir. Tasavvuf ehline göre fenâ makamına ulaşıp Allah’tan gayri her şeyi terk eden sâlike düşen görev, bu makamda kalıcı olmayı başarabilmektir.
12) Râbıta ve Mârifet İlişkisi
Sözlükte mastar olarak “bilmek, tanımak, ikrar etmek”, isim olaraksa “bilgi” anlamında kullanılan mârifet/irfân, ilimle eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Tasavvuf ehline göre mârifetin ıstılahî anlamı, kişinin Hakk’ı ve hakikati elde etme arayışındaki bilgi birikiminden oluşan kazanımlarıdır. Sûfîlere göre ehil ve liyakat sahibi kişiler, önce Allah Teâlâ’yı isim ve sıfatlarıyla tanırlar. Bu tanıma, sadece zihinsel bir bilgi değil; kalbî ve ruhî bir şuurla gerçekleşen, derinlikli bir farkındalık hâlidir. Böylece kul, Allah ile olan muamelesinde sıdk ve ihlâs üzere yani doğrulukla ve içtenlikle kulluk yapar. Sûfî geleneğe göre sâlikin Allah’ı (c.c.) hakiki anlamda tanıyabilmesinde etkili olan unsurlardan biri, onun mürşidiyle kurduğu manevî bağ, yani râbıtadır.
Tasavvuf tarihinin tarîkatler döneminde sûfî gelenek içinde önemli bir yer edinen râbıta, mürid ile mürşid arasındaki özel bir terbiye metodudur. Sözlükte “bağlamak” anlamına gelen rabt kelimesinden türeyen râbıta, tasavvuf ıstılahında ise kemâl mertebesine ulaşmış kâmil bir mürşide müridin gönülden bağlanmasını ifade eder. Müridin mürşidine bağlanmasıyla birlikte, seyr u sülûk adı verilen ve mürşid-i kâmilin terbiye yöntemini kapsayan manevî yolculuk başlamış olur.
Sûfî gelenekte kemâlatını tamamlamış bir mürşide intisap eden ve onunla özel bir bağ kuran müridin mürşidinden aldığı etkilerle nefsine ve şeytana karşı benliğini güçlendirmesi, râbıta uygulamasının temel amaçlarındandır. Râbıtayı sûfî gelenek açısından incelediğimizde, muhabbet, sohbet, tevessül, murâkabe, muhâsebe ve ihlâs gibi kavramların, mürid ile mürşid arasındaki bağın kurulması, gelişmesi ve kuvvetlenmesine önemli katkılar sağladığı tespit edilmiştir. Özetle seyr-ü sülûkun önemli terbiye metotlarından biri râbıtadır. Müridin bu manevî terbiye metodundan tam anlamıyla istifade edebilmesi ise râbıtasını bir kabiliyet hâline getirmesine bağlıdır denilebilir.
KAYNAKÇA
Arvâsî, A., & Kısakürek, N. F. (2018). Râbıta-ı şerife. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.
Attâr, F. (1991). Tezkiretü’l-evliya. Erdem Yayınları. (S. Uludağ, Çev.) İstanbul: Erdem Yayınları.
Bağdâdî, M. H. (2000). Risale-i hâlidiye, mecd-i talid, şems’üş- şümus. (Y. Çiçek, Çev.) Adıyaman: Sey-Tac Yayınları.
Cebecioğlu, E. (2004). Tasavvuf terimleri ve deyimleri sözlüğü. İstanbul: Anka Yayınları.
Cürcânî, A. (1997). Ta’rîfât. (A. Erkan , Çev.) İstanbul: Bahar Yayınları.
Çelikoğlu, Ş. (2016). Râbıta. İstanbul: Server Yayınları.
Erbîlî, M. E. (1983). Mektûbat. (H. Yılmaz, & İ. Gündüz, Çev.) İstanbul: Erkam Yayınları.
Erginli, Z. (2006). Metinlerle tasavvuf terimleri sözlüğü. İstanbul: Kalem Yayınları.
Gazzâlî, H. M. (1993). İhyâü ulûmi’d-dîn (Cilt 4). (A. Aydın, Çev.) İstanbul: Karacaoğlu Yayıncılık.
Gündüz, İ. (2007). Tasavvufi bir terim olarak râbıta. Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 8(19), 23-53. Erişim adresi:http://isamveri.org/pdfdrg/D02193/2007_VIII_19/2007_VIII_19_GUNDUZI.pdf.
Gündüz, İ. (2013). Gümüşhânevî Ahmed Ziyâüddîn: hayatı, eserleri, tarikat anlayışı ve Hâlidiyye Tarikatı. İstanbul: Seçil Ofset.
Hânî, A. (2020). Hadâiku’l- verdiyye. (M. Fidan, Çev.) İstanbul: Semerkand Yayınları.
Hânî, M. (1980). Âdâb. (A. Hüsrevoğlu, Çev.) İstanbul: Emek Matbaacılık.
Haznevî, A. M. (1982). Yeni̇ mektûbat. (F. Karabel, Çev.) Adıyaman: Menzil Kitabevi.
İsfahânî, R. (2012). Müfredat. (A. Güneş, & M. Yolcu, Çev.) İstanbul: Çıra Yayınları.
Işıtan, İ. (2014). Sûfî psikolojisi: Sülemî’ye göre sûfî benlik dönüşümü. İstanbul: Divan Kitap.
Kâşânî, A. (2004). Tasavvuf sözlüğü (letâiful’- a’lâm fî işarâtı ehli’l- ilhâm). (E. Demirli, Çev.) İstanbul: İz Yayıncılık.
Kavak, A. (2017). Mevlânâ Hâlid-i Nakşibendî ve Hâlidîlik. İstanbul: Nizamiye Akademi.
Kelâbâzî, M. (1979). Taʿarruf li-mezhebi ehli’t-taṣavvuf. (S. Uludağ, Çev.) İstanbul: Dergâh Yayınları.
Kotku, M. Z. (2017). Risâle-i hâlidiyye ve âdâb-ı zikir risâlesi. İstanbul: Server Yayınları.
Kotku, M. Z. (2017). Tasavvufî ahlâk 1 (Cilt 1). İstanbul: Server Yayınları.
Kotku, M. Z. (2017). Tasavvûfî ahlâk 4 (Cilt 4). İstanbul: Server Yayınları.
Kuşeyrî, A. (2009). Kuşeyrî risâlesi. (S. Uludağ, Çev.) İstanbul: Dergâh Yayınları.
Küçük, H. (2015). Anahatlarıyla tasavvuf tarihine giriş. İstanbul: Ensar Neşriyat.
Okudan, R. (2003). İnsanî bir insiyak olarak râbıta. Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi,10, 201-218. Erişim adresi: http://isamveri.org/pdfdrg/D02193/2003_IV_10/2003_IV_10_OKUDANR.pdf.
Rabbânî, İ. (1977). Mektûbât (Cilt 1). (A. Akçiçek, Çev.) İstanbul: Erhan Yayınları.
Sâhib, E. (2000). Mektûbât-ı Mevlâna Hâlid. (D. Selvi , & K. Yıldız, Çev.) Adıyaman: Sey-Tac Yayınları.
Selvi, D. (2014). Nefs terbiyesinde râbıta. İstanbul: Hoşgörü Yayıncılık.
Selvi, D., & Yıldız, K. (1994). Kur’an ve sünnet ışığında râbıta ve tevessül. İstanbul: Umran Yayınları.
Sühreverdî, Ş. (2010). Avâri̇fü’l-maâri̇f. (D. Selvi, Çev.) İstanbul: Semerkand Yayıncılık.
Şimşek, H. İ. (2015). Tasavvufta kalbin kirlenmesi ve temizlenmesi konusu. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 14(28), 35-48. Erişim adresi:https://dergipark.org.tr/tr/pub/hititilahiyat/issue/43288/526081.
Taşpınar, K. (2010). Tasavvufta mürşid râbıtası. (Yüksek lisans tezi) Rize Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri (TİB) veri tabanından erişildi (Erişim: https://hdl.handle.net/11436/701).
Tosun, N. (2007). Râbıta. Tdv islâm ansiklopedisi (Cilt 34, s. 378-379). içinde İstanbul: Türkiye Diyânet Vakfı Yayınları.
Tûsî, S. (1996). Lüma. (H. K. Yılmaz, Çev.) İstanbul: Altınoluk Yayınları.
Türker, Ö. (2011). İslam düşüncesinde ilimler tasnifi. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi, 3(22), 533-556. Erişim adresi: https://dergipark.org.tr/tr/pub/iusosyoloji/issue/512/4673.
Uludağ, S. (2012). Tasfiye. Tdv islâm ansiklopedisi (Cilt 40, s. 127-128). içinde İstanbul: Türkiye Diyânet Vakfı Yayınları.
Yavuz, Y. Ş. (2012). Tevessül. Tdv islâm ansiklopedisi (Cilt 41, s. 6-8). içinde İstanbul: Türkiye Diyânet Vakfı Yayınları.
Yılmaz, H. K. (2018). Ana hatlarıyla tasavvuf ve tarikatlar. İstanbul: Ensar Neşriyat.
Zümrüt, K. (2010). Tasavvuf klasik eserlerinde ve Nakşbendiyye Tarikatı örneğinde muhâsebe ve murâkabe (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Marmara Üniversitesi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Tasavvuf Bilim Dalı.
[1] Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Tasavvuf Anabilim Dalı Yüksek Lisans, fatmazehraerolo@gmail.com. Bu yazı Young Academia iş birliğinde, Prof. Dr. İbrahim IŞITAN yönetiminde ‘’Sûfî Psikolojisi Tahlil Atölyesi’ ’kapsamında üretilmiştir.