
Nur Yağmur Deveci [1]

Mimar Sinan’ı farklı açılardan tanımamızı ve onun inşa ettiği eserleri genel hatlarıyla öğrenmemizi sağlayan kitap zıtlıkların estetik uyumunu göstermeyi hedeflemektedir. Yazar, Yahya Kemal’in şiirlerindeki muhteşem İstanbul’u, yazdığı Mimar Sinan kitabının sayfalarında okuyucuya hissettirmeye çalışmıştır. Tarih
alanında yazılan kitap geniş okuyucu kitlesine sahiptir. Eser, Mimar Sinan’ın hayatını ve onun başlıca eserlerinin tanıtımını kapsamaktadır. 1945 doğumlu gazeteci yazar Yavuz Bahadıroğlu, ülkemizin en üretken yazarlarından biridir. Asıl adı Niyazi olan Bahadıroğlu, bu birinci ismini kullanarak çok sayıda çocuk kitabı yazmıştır. 1971’de İstanbul’da gazeteciliğe başlamış ve muhabirlik, araştırma-inceleme, röportaj ile fıkra yazarlığı yapmıştır. İlk romanı Sunguroğlu ve ardından yazdığı Buhara Yanıyor ülkenin en çok satan romanlarındandır. Genelde Osmanlı’nın çeşitli dönemlerini ele alan otuzu aşkın roman yazmıştır. 21 Ocak 2021 tarihinde vefat etmiştir.
Mimar Sinan’ı vefakâr ve mütevazı kişiliğiyle okuyuculara tanıtan yazar, sanat ve duyarlılık farkındalığı oluşturmayı amaçlamıştır. Mimar Sinan’ın eserlerini genel çerçevede incelemiştir. Üslubuyla kolay anlaşılan eser bir giriş kitabı niteliğindedir. Mimar Sinan ile eserleri birçok araştırmaya ve kitaba konu olmuştur. Camileri, külliyeleri, mescitleri, köprüleri, mermer ve çini süslemeciliği, statikteki kullandığı teknikleri ve daha nicesi, onlarca kez farklı dillerde kaleme alınmıştır. Osmanlı mimarisi alanındaki yazıların başında Mimar Sinan’ın Tezkiretü’l-Bünyan’ı geliyor. Mimar Sinan’ı anlatırken Yavuz Bahadıroğlu’nun da Tezkiretü’l-Bünyan’dan kesitler alması kitaba nitelik katmıştır [2].
Osmanlı döneminde birçok sanatçı yetişmiştir. Bu sanatçıların en kıymetlilerinden biri de Koca Sinan’dır. Yaptığı her eser Selimiye’ye giden bir işaret taşır. Sinan birçok eser vermiş, en sonunda bütün deneyimlerini ve birikimini Selimiye’ye taşımıştır. Yazar, Mimar Sinan’ın yaptığı eserleri tanıtırken Selimiye’ye giden yola döşediği eserler [3] olarak bahsetmektedir. Tek tek eserler anlatılırken, okuyucu sanki tarihte bir yolculuğa çıkmış hissine kapılmaktadır.
Camilere taç kapıdan girilir, bir bir kitabeler okunur, yapının özellikleri ve efsaneleri anlatılır. Avluda hayattan uzaklaşılır ve avluya gidenlerin içini bir manevi huzur kaplar. Suyun sesi kalbi kırıklara şifa verir. Camiye girildiğinde mermer işçiliğine, çinilerdeki renklerin cümbüşüne hayran kalınır. Her detay evren hakkında düşündürmektedir. Kubbeye
bakıldığında ise sadeliğin ihtişamı görülür. Bütün bu hisleri yazar anlatımıyla okuyuculara aktarmayı başarmıştır. Bu hislere kapılan okuyucular, artık Süleymaniye’ye başka gözle bakmaktadır.
Mimar Sinan ve eserleri anlatılıyorsa, mutlaka Evliya Çelebi’den de bahsedilmesi gerekmektedir. Evliya Çelebi’nin gözünden Selimiye’yi görmek; insanın kendisini keşfetmesini, evreni ve Yaratıcısını tanımasını ve bunları mimari yapıyla bütünleşmesi farkındalığını kazandırmaktadır. Kubbe semaya, kalem işleri gezegenlere, harfler yıldızlara dönüşmektedir. Cami ile bütünlenip, insanlar kendilerini küçük bir kâinat gibi görmeye başlamaktadır [4].
Süleymaniye bir yaşam merkezi olarak tasarlanmıştır. Süleymaniye; anaokulundan üniversiteye kadar kesintisiz ve eksiksiz bir eğitim kurumu; çarşı, yemekhane, kervansaray, hamam gibi çeşitli sosyal hizmetler kurumlarının buluştuğu nokta ve Dar-ül Kurra ve Dar-ül Hadis ile adeta ilahiyat fakültesidir. Mezat ve türbeleriyle de tarihe ışık tutmaktadır.
Okuyucular, sayılan kurumların cami etrafında konumlandığını fark edince, günümüz fastfood yapıların ve salt ihtiyaçların karşılandığı mimarinin ne kadar sığ olduğunu farkına varmaktadır. Yazar, eser incelemelerinde tarihten bir pencere açtığı gibi gençleri sanata ve ince düşünmeye yönlendirmektedir.
Kitabın yazıldığı dönemde, Osmanlı’dan ve Mimar Sinan adından çokça bahsedilmiştir. Süleymaniye camisinin restorasyonunun bitmesi ve Kanuni Sultan Süleyman dönemini konu alan çeşitli dizilerin yayınlanması bu yıllara rast gelmektedir. Mimar Sinan’ı merak eden kişilerin ihtiyacını gideren bir kitap ve popüler tarih okuyucularının seveceği bir eserdir. Yazar, Mimar Sinan ve yapılarını ele almış, gençlere tavsiyeler vermiştir. Genel itibariyle alanında bir giriş eser niteliğindedir, Mimar Sinan ve yaşadığı dönem konularında derinlemesine bilgi edinmek isteyenlerin başka eserleri de okumaları gerekir. Kapsamlı tarih okuması yapıldığında Mimar Sinan’ ı bu kadar başarılı yapan unsurlardan birinin de dönemin diğer mimarlarının deneyimi ve bilgisi olduğu görülür. Bu hususun kitapta yer almaması düşündürücüdür. Mimarideki Osmanlı Mührü: Mimar Sinan, insanın ürettiği her şeye kendisinden bir parça kattığını, bir mimari esere bakıldığında dönemin kültürünün ve sanat anlayışının öğrenildiğini, sanatla ihtiyacın harmanlanabileceğini, estetik görünümün tevhit imgeleriyle bezenebileceğini gösteren bir eserdir.