
Sümeyra EROL[1]
Kitabın yazarı Mehmed Ertuğrul DÜZDAĞ, 1965 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olup beş yıl öğretmenlik mesleğini icra etmiştir. Daha sonra yazarlık hayatına başlamıştır. Yakın tarih üzerine yaptığı çalışmaları ve Osmanlı Türkçesinden günümüz Türkçesine çevirileriyle tanınmıştır. Düzdağ’ın Ali Ulvi Kurucu ile tanışıklığı, 1990 yılında Kurucu’nun 70 kadar gazete yazısını Gecelerin Gündüzü adıyla yayına hazırlamasına yardım etmesi ile başlamıştır. Düzdağ bu çalışmadan aldığı ilham ve Ali Ulvi Kurucu’nun örnek yaşantısına karşı duyduğu hayranlık ile 1993 yılında hatıralarını tespit etme görevine talip olduğunu ifade etmektedir.
Yazarın edebi, fikri ve tarihi birikimi kaleme aldığı esere de yansımıştır. Zira yazarın ifadesiyle; eser bir yandan Kurucu’nun günümüze örnek teşkil edebilecek kıymetli yaşantısını ele alırken bir yandan da okuyucuya yakın tarihle ilgili bir perspektif sunmaktadır. Kitabın dili sade, üslubu açık ve anlaşılır olup edebi bir yalınlıkla okuyucunun istifadesine sunulmuştur.[2] Yazarın uzun mesai gerektiren sistemli ve detaylı çalışmalarının ardından hatıratın, Ali Ulvi Bey’in irtibatta olduğu ya da bir temasının olduğu kıymetli şahıslarla iletişimi merkeze alınarak oluşturulmuştur.[3] Eserde Kurucu’nun yaşadıkları kronolojik olarak ve önemine binaen sıralanarak ele alınmıştır. Şahıslarla ilgili bahisler anlatılırken her bir şahıs için ayrı başlık açılmıştır. Bu sayede yazar hem kronolojik olarak hem de konu bütünlüğünü sağlanması bakımından okuyucuya daha bütüncül bir eser sunmuştur. Ayrıca Kurucu’nun çağdaşları olan ve adı fazla duyulmamış pek çok önemli şahsiyetin hayatları ayrı başlıklar altında verilmiştir. Yazara göre bu isimlerin kayıt altına alınması sonraki nesillere örnek teşkil edebilecek şahsiyetlerin çeşitliliğine katkı sağlaması açısından eseri daha önemli kılmaktadır. Kitabın yazarı M. Ertuğrul Düzdağ’ın yakın tarihten, başka önemli şahsiyetlerin hatıralarıyla ilgili de Yakın Tarihimizden Gizli Çehreler, İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy, Zağra Müftüsünün Hatıraları, Ahmet Muhtar Çınar Hayatım İbret Aynası gibi kitaplar kaleme aldığı bilinmektedir.
Eser toplamda beş ciltten oluşmaktadır. Her bir ciltte şahıslar ve olaylar ayrı ayrı pek çok başlıkta ele alınmıştır. İlk cilt iki ayrı kısımdan oluşmaktadır. Konya başlığıyla verilen ilk kısımda Ali Ulvi Bey’in çocukluk ve gençlik yılları; fikri ve ilmi yaşantısının şekillenmesindeki önemli aktörler olarak dedesi, babası ve amcası ile ilişkileri, hicret etmelerine vesile olan olaylar dizisi yer almaktadır. Kahire başlığıyla sunulan ikinci kısımda, Ali Ulvi Bey’in eğitim hayatı ve eğitim sürecinde tanışma imkânı bulduğu önemli şahsiyetlerle yaşadığı olaylara yer verilmiştir.
1922 yılında Konya ilinde, dedesi Veyis Efendi ve amcası Hacıveyiszade Mustafa Efendi gibi ömrünü dini ilimlere hizmete adamış iki önemli isminin bulunduğu evde dünyaya gelmiştir. Babannesi tarafından Ali ismini, kendi tercihi ve isteğiyle ise Ulvi ismini almıştır. Düzdağ’ın ifadesiyle üstadın hayatı, İslam dünyasının benzeri görülmemiş binbir inkılap ile sarsıldığı bir zamana rastlamıştır. “Hassas bir şair ve muzdarip bir mümin”[4] olarak İslam dünyasının çoğu meseleleriyle alakadar olmuştur. Yazar tarafından kaleme alınan eserde Kurucu, Konya’da yaşadığı yılları tanımlarken şu ifadeyi kullanmıştır:
“Konya’da yetiştiğim muhit bu idi. Dedem ağacın kökü, ailemizin temeli, amcam ve babam o ağacın dalları idiler. Bu ağacın altında, gölgesinde yetiştik.”
1928 yıllında ilk mektep için Konya’ya dayısının yanına giden Ali Ulvi, daha mektebin ilk gününden yazısının güzelliğiyle ikinci sınıfa alınmıştır. Dayısının yanında geçen iki ayın ardından mektebi dedesine yakın bir muhite taşındığı için dedesi Hacı Veyis Efendi’nin yanında kalmaya başlamıştır. Hacı Veyis Efendi bir gün mektebin önünden geçerken mektepte kadın erkek muallimlerin öğrencilerle birlikte voleybol oynadığını görmüştür. Torununa mekteple ilgili sorduğu sualler neticesinde mektepte Kur’an eğitiminin yalızca dördüncü ve beşinci sınıfta olduğunu öğrenen Veyis Efendi ağlayarak eşine “Muhsine, bu çocuk pınarın başında susuzluktan ölecek. Sinesinde Kur’an olmayan bir insan kabirde gibi karanlıktadır. Kur’an nurdur, ışıktır, feyizdir. Kur’ansız bir okul zulmettir, karanlıktır; bu karanlık mektep çocuğa ne verecek?” diye feveranda bulunmuştur. Sonrasında oğluna mektup yazan Veyis Efendi mektupta, torununun ilim evinde cahil kalacağını, iffetine ve ahlakına zarar getirecek haller içinde olduğunu belirtmiş ve imtihanları dışardan vererek bu bataklığın içine girmemesinin onun için daha hayırlı olduğunu ifade etmiştir. Mektubu alan İbrahim Efendi oğluna; “Dedenin duası kabul oldu. Gel hafızlığa başlayalım!” demiş ve Ali Ulvi Kurucu hıfza başlamıştır. Kitabın müellifi M. Ertuğrul, Üstad’ın hafızlık eğitimi süresince tanışık olduğu hocaları ve hafızlık arkadaşları ile ilgili pek çok hatıratına eserde yer vermiştir.
Üstadın babası İbrahim Efendi, Şatır Köyü’nün Çatak bölgesinde bulunan ve kendisine teklif edilen tarlaları alma hususunda hocası Fahri Efendi’ye danışmaya gitmiştir. İstişare sonucunda Fahri Efendi beklenmedik bir tavsiyede bulunarak; eğer kendisinde böyle bir para bulunsa her şeyden önce hicret etmek isteyeceğini belirtmiştir. Fahri Efendinin bu beklenmedik tavsiyesi İbrahim Efendi’nin ailesi ile birlikte Medine’ye hicret kararı almasına ve Ali Ulvi Kurucu’nun din ilmini tahsil yoluna girmesine vesile olmuştur.
Düzdağ, Kurucu’nun Kahire’deki El Ezher Üniversitesi’nde beş sene süren tahsil hayatını ve babasının vefatı üzerine tahsilini yarıda bırakarak Medine’ye ailesinin yanına döndüğünü nakletmiştir. Ezher’de okuduğu yıllarda daha sonraları dini ilimler alanında tanınacak pek çok ünlü şahsiyetle arkadaşlık yapmıştır. Bu önemli şahsiyetler içinde Mustafa Runyun, Ali Yakup Cenkçiler, Ahmet Davudoğlu, İsmail Ezherli gibi isimlerin de bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca Üstad’ın Kahire’de Mustafa Sabri Efendi, Mehmed İhsan Efendi ve Zâhid Kevserî gibi kimselerin yakın çevresinde olduğu, onların sohbetinden istifade ettiği ve onlardan ders aldığı bilinmektedir.[5] Ayrıca Kurucu’nun Mehmet Akif Ersoy’a duyduğu muhabbetin ve şiirle olan yakınlığının Kahire’deki yıllarda başladığı, müellif tarafından nakledilmiştir.
Düzdağ’ın kaleme aldığı bu eserde Ali Ulvi Kurucu’nun hayatı ve hatıraları bizzat Üstad’ın kendi ifadeleriyle nakledilmiştir. Bu sayede Üstad’ın duygu durumu ve olaylara yüklediği anlamların okuyucuya doğrudan aktarılması mümkün kılınmıştır. Eserde açık, anlaşılır ve yalın bir dil kullanılmıştır. Yazar birinci cildin büyük bir bölümünü Üstad’ın dedesi Hacı Veysi Efendi ve amcası Hacı Veyis-Zade Mustafa Efendi ile olan hatıralarına ayırmıştır. Eser Ali Ulvi Kurucu’nun yanında onun çağdaşları, ders aldığı kıymetli hocalar ve ismi ile ün yapmamış ancak yaşantısının bilinmesinin sonraki kuşaklar için önemli bir alim çeşitliliği sağlayabileceği pek çok şahsiyetle ilgili hatıraları bünyesinde barındırmaktadır. Bize yaşantısıyla yol gösterici olacak kıymetli bir şahsiyetin hayatını detaylarıyla istifademize sunan yazara şükranlarımızı sunarız.
İlim Evinin Muhacir İlim Talebesi PDF
[2] Yalova Üniversitesi, Sosyal Hizmet Bölümü, Lisansüstü Eğitimi İkinci Sınıf,
(Bu çalışma Young Academia ve İdeal Bilge Derneği İş Birliğinde Muhlise Arzu Özdirek yönetiminde “Öncü Alimlerden Rehber Yaşantılar Yazarlık Atölyesi” kapsamında üretilmiştir.)
[3] Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar kitabı birinci cilt sayfa sayısı: 400
[4] Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar kitabı birinci cilt sayfa sayısı: 400
[5] Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2002, 26. Cilt, S.457-458