Sümeyye Doğan [1]
Ali Şeriati örnek insanları şöyle tanımlar: “Hayatları, varlıkları ve
oluşları ile ideolojiyi gösterirler. Bu işin inanç için değeri ise bin
kitap, bin konuşma, bin vaaz, bin hutbe ve bin ilmî keşiften daha
fazladır.”
Mesela, Tanzimat’tan sonra yaşanan değişim karşısında ahlak
erozyonuna uğrayan/uğratılan Müslümanlara inanç ve ilkelerinin
sabitlenmesi gerektiğini, esnek olanları ve olmayanları ayırmayı
ama en önemlisi de İslam’ın misyon ve ideolojisinin pazarlık
konusu olmadığını anlatan Nurettin Topçu gibi.
1909 İstanbul doğumlu Topçu, liseden mezun olduktan sonra 1928’de Avrupa sınavlarına
hazırlanır ve kazanır. Fransızcayı öğrenip ve lise fark derslerini tamamladıktan sonra
Strasbourg Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Umumi Felsefe ve Mantık, Sanat tarihi,
Sosyoloji, İlk zaman Sanat ve Arkeolojisi sertifikaları alır. Paris Sorbonne Üniversitesinde
İsyan Ahlakı adıyla doktorasını verdikten sonra 1934’te yurda döndüğünde artık kendi
felsefesini yaşamaya ve yaymaya hazırdır. İman ve ümidin yerine zaafın geçtiği bu dönemde
gerçeği ve netliği anlatmak kolay iş değilken, bir süre sonra hocası Abdülaziz Bekkine Efendi
hayatında önemli bir yer edinir. Kendisini tek bir ideolojiye sığdırmanın ona hadsizlik
olduğu Topçu’nun canlı güzergâhı, uzviyetten ilme, ilimden felsefeye, felsefeden sanata,
ahlaka ve nihayet dine yükselmek şeklindedir.
İsyan ahlakı, irade ve hareket gibi kavram ve anlatımlarla tanınan Topçu’nun maarif davası
ile ilgili derdi de bu eksende. Eğitim üzerine yazdığı yazıları -daha sonra başka yazılarının
1
sumeyyedgn@gmail.com
(Bu yazı Young Academia, Server Genç Hanımlar Derneği ve İdeal Bilge Gençlik Spor ve İzcilik Kulübü Derneği iş
birliğinde Prof. Dr. Hür Mahmut Yücer yönetiminde ‘’Modern Dünya ve Yeni Riskler Yazarlık Atölyesi’’
kapsamında üretilmiştir.)
da eklenmesiyle- ilk kez 1960 yılında Türkiye’nin Maarif Davası adıyla kitaplaştırılır. Bu
yazılarında, birçok kişiye etki eden dünya görüşünü detaylıca görebileceğimiz gibi,
yaratıcılığın yerini tutan taklitçilikten, fikirlerin müdafaası olmaktan çıkarak politikanın
yuvaları haline gelen gençlik kuruluşlarından vb. söz etmektedir.
Öğrenci, öğretmen, mekân ve dersler alanında maarif sistemini değerlendirirken,
ilköğretimden üniversite sonrasına kadar verdiği bilgilerin kesinlik ve gerçekliğiyle
“eğitimci” uzmanlığını kanıtlıyor.
Ticarethane haline gelen okulların ilim yapmak yerine ilim tarihini alma ve ezberlemeye,
talebeliğin diploma avcılığına, öğretmenliğin örnek adamlıktan boynu bükük bir
memurluğa/esnaflığa dönüşmesi gibi, yeni nesillerin idealini kaybedip realiteye mahkûm
olduğu bu sürecin sebep-sonuç ilişkilerini sunduğu ayrıntılı eleştiri ve önerileri bulunuyor.
Eğitim İthal Edildi Nesil Bozuldu
Topçu’ya göre Amerikanizm ve pragmatizm hâkimiyeti maarifte idealin kaybedilip realiteye
mahkûm edilmesine sebep olmuştur. Teknik tahakkümün saldırısıyla bugünkü maarif
kültürü, teknik ve ticaret maarifine dönmüş; okullar da insan ruhunu inşa etmek ve
yüceltmek yerine makineye esir olarak midesinin saltanatını yaşatmak için açılan kapılar
olmuştur. Mücahitlerin müteahhitlere döneceği bu sistemde artık mühendis, teknik eleman
veya fabrikaya usta olma çabası öne geçmiştir.
“Yüz yıldan fazla zamandır sıra ile Fransız, Alman, İngiliz kültür ve maarifine teslim
olduktan sonra bugün Avrupa için bile korkunç yıkım kaynağı olan Amerikan maarifine
sığınma cinayetini işlemekten çekinmediler.”2
Bir diğer acı gerçek ise, şeksiz şüphesiz aldığımız Batı’nın fikir mahsullerinden, taklitten öte
gidilmeyen tercüme faaliyetlerinden uzaklaşılmadıkça hakikat aşkı doğmayacaktır.
Kuvvetlenip irademizi doğurmak yerine zayıf kalıp taklit etmeye devam ettikçe tahkik ile
taklit arasındaki farkı görmeyeceğimizdir. Ama eğer okullar, neslin ruhundaki kuvvetli
tarafları görme şuuru ve idrakiyle kurulmuş olsaydı, önceden olduğu gibi ilim, sanat ve
felsefe alanında büyük dâhiler yetişebilecek, ilim hayatımıza güçlü bir Türk felsefesi, Türk
sanatı kazandırılmış olacaktı.
2 Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Dâvası, s.31.
Topçu’ya göre ise çözümde ilk olarak, ilköğretimde kalp terbiyesinin, orta öğretimde akıl
terbiyesinin, yükseköğretimde de ihtisaslaşmanın olması gerektiğidir. Hafıza hamallığından
kurtarılması gereken öğrencilerin, öğretmenlerinin işini yokuşa sürmeden ondan alması
gereken şeyleri bilip, normal olmayan şeyleri anlayacak bilinçte olması önemlidir.
“Anadolu’nun Kurtuluş Savaşı, Ruh Cephesinde Henüz Yapılmamıştır.”
Topçu, bu modernleşme sürecinin gelişini ve getirdiklerini hemen idrak edip karşısındaki
yerini açıkça belli eden belki de muhafazakâr kesimden ilk insandır. Eskilerin ve yenilerin
savaşına döndüğü İnkılapçılık adı altında başlayan yabancılaştırılma ve kültürün
dönüştürülme çabasına sebep olan ve bunu yapan iki tarafı da çok sert eleştirmiştir.
“Hocaların yüzyılların eseri olan düzmeciliğini İslâm’ın ruhçuluğu sanarak onu çürütmek
için İslâm’a saldırırlar… Sonunda, eskilerin İslâm’ın ruhunu gerçekte bütün bütün
kaybetmiş, aşk ile kalbe karşılık vermeyen köhne silahları elbette kırılacaktı ve öyle oldu.
Garb kalesine sığınan yenilik taraftarları üstünlüğü sağladı ve eskileri susturdular. Eskilerin
ruhsuzluğu, yenilerin şuursuzluğuna zaferi sağlayan asıl sebeptir. Hocanın kararmış kalbi,
Garb taklitçilerinin şuursuzca getirdikleri zehir deva sandırdı. Bizi bu derece körlükle
kendimizden uzaklaştırıp Haçlıların ruhuna teslim eden, İslâm adına hayatımıza hâkim olan
taassubun kahrıdır.”
Erken Savunucu Hakkında
Çağdaşı olduğu Müslümanlardan ve entellerden belirgin bir şekilde sıyrılan Topçu’nun
genel bir tutum olarak önceden düşünülmüş kavramlara yönelmemesi, aile, toplum
etrafında değil de ferde yönelmesi ve isyan ahlakı gibi kavramlar kullanması ona ihtiyatla
yaklaşılmasına sebep olmuştur. Ama onun isyanı anarşizme prim vermez, ondaki isyan
sonsuz kuvvete itaat ve teslimiyetle neticelenmektedir. Topçu’ya göre, sorumluluğumuz
hürriyetimizin kaynağıdır ve hür insan, hürriyetini ilan edip seçim hakkını mesuliyetten
yana kullandığını gösterendir.
Son olarak, Topçu’nun kitabında bahsettiği bir diğer önemli konu da yeterli yol
göstericilerin olmamasıdır. Öngördüğü tüm tehlikeleri bir bir yaşadığımız bu dönemde, şef,
koç eksikliğini öngörmüşçesine yazan 23 kitap sahibi Topçu’nun görüşleri hala herkesten
daha fazla etki yapacak ve yol gösterecek nitelikte. Bunlardan Türkiye’nin Maarif Davası
kitabının eğitim fakültelerinde okutulması gerekliliği bir yana, Nurettin Topçu’yu okumamış
öğretmenlerin büyük bir eksiklik içinde olduğunu düşünmekteyim.
Geleceğin İnşasını Dert Edenlere PDF