Sakine Sultan Bakırcı [1]

Kitabı, yazmak aşkını “kâğıdın üzerine durmadan koşan
kalemim’’
2 diye belirten Mustafa Özdamar kaleme almıştır. Kitabın
dili sade, anlaşılır olup içeriğindeki gazeller, Osmanlıca kelimeler,
beyitler ufak sözlük araştırması gerektirir.
Yaman Dede’nin hayatını, Mustafa Özdamar haricinde öğrencisi
ve yakın aile dostu olan Ahmet Kahraman makale olarak yazmış
ve Mustafa Özdamar’ın eserine de hatıraları ile katkı sağlamıştır.
Yaman Dede’nin, TDV İslam Ansiklopedisi’nde de; uzunca bir
biyografisi bulunmaktadır. Televizyon program sunucusu, hikâye, roman ve öykü yazarı
Sadık Yalsızuçanlar da; Diyamandi romanı ile Hak aşığı, maşuk Yaman Dede’yi anlatmıştır.
Kitabımızın yazarı Mustafa Özdamar, 1946 Konya doğumludur. Konya ve Ankara İmam
Hatip liselerinde, bir müddet de Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünde din ve dünya ilmi tahsil
etmiş. Milli Gazete’de köşe yazarlığı yapmıştır. Birçok gazete ve dergi araştırma ve yazıları
vardır. Araştırma, roman, inceleme, şiir, biyografi, otobiyografi, belgesel biyografi alanlarında
birçok eser yazmış, Yaman Dede eserini de dört bölüm halinde hazırlamıştır.
Tohumdan Çınara Yansımalar
Kitabın bu kısmı, Dede’nin; kendi kaleminden hayatı, şiirleri, konuşmaları ve Mesnevi’den
aldığı 18 beytin şerhinden oluşmaktadır. Gerçek adı Diamandi olan Yaman Dede, 1887
Kayseri’de Rum bir ailede doğmuştur. İlk tahsilini Rum Ortodoks Mektebinde yapmıştır.
Liseyi de Kastamonu İdadi lisesinde okumuştur. Yaman Dede, fıtratında var olan
1 Anadolu Üniversitesi İlahiyat 1.sınıf öğrencisi, slbakirci@gmail.com
(Bu yazı Young Academia ve Server Genç Hanımlar Derneği iş birliğinde Muhlise Arzu Peçenek
yönetiminde “Biyografi Yazarlık Atölyesi: Ömrünü İslam’a Adayanlar kapsamında üretilmiştir.)
2 Mustafa Özdamar, Yaman Dede, Kırk Kandil Yayınları, İstanbul 2015, s.140.
Müslümanlık hissini şöyle anlatmıştır; “Rüşdi 2. sınıftayım, ders yılının ortaları Farsça
hocamız bize Şeyh Sadi’nin Gülistan’ını okuturdu. Bir gün tahtaya Mesnevi’nin ilk beyitlerini
yazdı… Ve işte o anda başlamış İslam aşkının tatlı ateşi gönlünde…3 Liseyi bitirince 2 yıl
medrese eğitimi almış ve 1913 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş.
Sonrasında Galata Mevlevihanesi’nde Ahmed Celalettin ve Ahmet Remzi Dedelerden
Mesnevi dersleri almıştır. Yaman Dede, 25 sene avukatlık yaptıktan sonra avukatlığı bırakıp
öğretmenliğe başlamış ve birçok önemli okulda, birçok ilmi alanında ilme aç ve açık yüreklere
dokunmuştur. Beslendiği ilimlerle öğrencilerine rehber ve ışık olmuştur.
40 Yıllık Sırrın Bozulması, İsmiyle Birlikte Hayatının Değişmesi
Müslümanlığını resmen açıkladıktan sonra Mehmet Abdulkadir Keçeoğlu adını almıştır. O
günleri de; “15/02/1942 tarihinde ismimle birlikte aile hayatım da değişti. Bir çile devriyesi
başladı” diye anlatır. Çünkü Müslümanlığının duyulması, patrikhanede büyük yankı
uyandırmıştır. Eşi ve kızı Müslümanlığı kabul etmediği için oluşan baskısından dolayı
istemeseler de Yaman Dede evden ayrılmak zorunda kalmıştır. Hüzünlü bir vedadır bu…
40 saat değil, 40 gün değil tam 40 yıl Müslüman kimliğini Rum bir aile içinde saklayarak
yaşamak zorunda kalan Yaman Dede, bu sırrın ateşi ile pişmiştir adeta… Piştikçe de her bir
hücresiyle maşuk olmuş Aşık Dede… Birçok hatıratında 40 yıllık sırrında en çok Ramazan
aylarında zorladığını anlatmıştır. Özgürce yaşayamamanın zorluğu imiş bu, 40 yıl sahursuz
bazen de iftarsız geçen Ramazanlarda sahur ve iftar coşkusuna hasret kalmıştır.
Kendisine Müslümanlığı nasıl anladığı sorulduğunda “Müslümanlık bir kelime ile aşktır, bu
aşkın içinde bütün kâinat var. İnsan bununla hatır ve hayale gelmeyecek derecede yükselir.
İnsanlığın kemali de, saadeti de bundadır. Izdırap ve zevk olarak ruhumuza akar. Bu
anlatılmaz duyulur…’’4 diye ifade etmiştir.
Müslümanlık kimlikte yazılan değil; davranışlarımızla ömrümüze nakşolandır. Bu da Allah
ve Rasullullah aşkı ile yanıp, Kuran’ı her bir harfiyle ruhumuza nakşetmektir. Yaman Dede’nin
de dediği gibi “bu aşık ki yüreğimden kan damlıyor, kendimden geçiyorum ben artık ben
değilim diyebilmektir.’’
3 Özdamar, a.g.e., s.140.
4 Özdamar, a.g.e., s.78-79.
Hatıralardan Hayatlara
Yaman Dede’nin öğrencilerinin ve dostlarının ağzından dökülen kelimeler; kalbimize ışık,
ruhumuza rehber olmuştur. Kendi özümüzde Müslüman kimlik ve duruşumuzu sorgulatacak
nitelikte hatıralara yer verilmiştir.
Tüm dostları ve öğrencileri onun zarifliği, samimiyeti, ağzından çıkanla yaşadığının bir
oluşunu, sessiz ve gösterişsiz yaşamı, saygılı, ihlaslı ve aşka teslim olmuş tevazu adamı olarak
anmışlardır.
Şimdi bizlere de maşuk bir pervanenin anılarıyla yeşermek düşüyor…
Mektuplarla Nurlanan Hayatlar
Yaman Dede’nin öğrencilerine ve dostlarına yazdığı mektuplar, edebiyat ve tasavvuf alanı için
önemli yazılardır.
Burada küçük bir dipnot eklemek isterim. Günümüz de yaygın hale gelen bir nevi açık öğretim
sisteminin temellerini atan, mektupla öğretim usulünün getiren; ünlü “Mektubat” sahipleri
vardır, bunlar; Gavs-ı a’zâm Abdülkâdir-i Geylânî, insanlığın piri Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî,
İmam-ı Rabbanî, Ahmed Faruk Serhendi, İmam Muhammed Masum, Muhammed Murad-ı
Buhari ve daha niceleridir.
20. yüzyılda bu geleneği üstad Bediüzzaman Said-i Nursi ve Yaman Dede de sürdümüştür.
”İlhamlar bu fakire mektup şeklinde gönderiliyor.”
5 diyen Yaman Dede’nin asıl dünyası bu
mektuplarla aralanıyor. Bu sebeple biz okuyuculara yol haritası, rehber niteliğinde olduğunu
düşünüyorum.
Bu mektuplardan anlaşılıyor ki; Yaman Dede’nin öğretmenliği, bilgelik ile değil de hiçlikte
yandığı aşkladır. Mevlâna kapısında aldığı ilimledir. Saygı ve sevgi ile dokunmuş
öğrencilerinin yüreklerini, onun deyişi ile evlatlarının yüreğini… Mektuplarına sabırla yazmış
Allah aşkını, Rasulullah sevdasını, ibadetin lezzetini, yanıp maşuk oluşunu… Harf harf satır
satır hallenmiş, hallendirmiş…
Son Dem
Kitabın bu bölümü Yaman Dede’nin yarım kalmış bir eseri ile iki konferans metnini ihtiva
ediyor. Yine bu kısmında yazar, Mevlânâ’nın etkisine dair şunları söylüyor; Mevlânâ’da;
5 Özdamar, a.g.e., s.227.
Mûsevi Musa’sını bulur. İsevi İsa’sını bulur. Muhammedî ise hem İsa’yı hem Musa’yı hem de
bütün peygamberlerin ve her iki cihanın sultânı olan Habîb-i Hûdâ, Peygamberimiz
Efendimizi bulur.6
Mevlâna; her dinden, her milletten, geniş insan topluluklarının coşkun bir sevgi, hudutsuz bir
saygı ile etrafında pervan eşleştiği tek şahsiyettir. Yaman Dede, insan-ı kâmil olma yolunda
yapılması gerekeni şöyle ifade etmiştir; “pek çetin bir mücadeleye gireceğiz: Gönül’den
“Masivâ’’yı atmak mücâdelesi…7 Ve “ben Kur’an’ın bendesiyim’’ diyerek bizleri hakikatimize
yöneltiyor.
Mesnevi ki; herkesin yandığı kendisi kadar, maşuk olup hakka yükselişi aşkı kadar…
Mesnevi ki; her gönül aldığı kadar hallenir. Her gönlün aldığı da birbirinden farklıdır.
Vücutlar gibi ilimler de farklı farklı hal olur bu dergâhta…
Mesnevi ki; Hak aşıkının feryadı, gönlün maşukça Hakkı fısıldayışı.
Mesnevi ki; İslam’ın sönmeyen aşk ile yanana meşalesi
Yaman Dede, 3 Mayıs 1962 Perşembe saat 2:15’de Çamlıca’da ki evinde Hakka yürümüştür.
Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.
6 Özdamar, a.g.e., s.431.
7 Özdamar, a.g.e., s.432.