Sümeyye M. Doğan [1]
Yazılarının muhtevasını hissi tercihlerinden çok, toplumsal taleplere
göre belirleyen, hakikati arayanları, aldananları, gaflet içinde olanları
bizzat dostluğuna çağıran Hüseyin Cemil Meriç.
Meriç’i tanımak ve tanıtmak adına, onunla yapılmış röportajların
derlemesinden oluşan Bulutları Delen Kartal kitabı, onu tanımak için çok
iyi bir hizmet ve başlangıç. Bu kitap, bugüne kadar 50 kitaba imza atan
ve Osmanlı İmparatorluğu başta olmak üzere, yazdığı tarihsel
kitaplarla tanınan yazar ve gazeteci Mustafa Armağan ile özellikle edebiyat sosyolojisi ve Yeni
Türk Edebiyatı alanında çalışmalarını sürdüren Sezai Coşkun’un ortak çalışması. Bunun
dışında Armağan’ın Cemil Meriç’i tanıtmak adına Düşüncenin Gökkuşağı ve Cemil Meriç’in
Dünyası isimli başka kitapları da var. Ketebe Yayınları yöneticisi ve Derin Tarih dergisi genel
yayın yönetmeni olan Armağan, halen Akit TV’de haftalık tarih sohbetlerine de devam ediyor.
Kitapta bulunan toplam 33 röportaj, Meriç’in 1964 yılındaki bilinen ilk röportajından, 1987 yılı
son röportajına kadar kronolojik sırayla eklenmiş. Bu sayede onun düşünce ve fikirlerinin
gelişim seyrini takip edebiliyorsunuz.
(İsteyenler Meriç’in kısa biyografisine: “Türk Gençliğinin İlk Kaynağı: Cemil Meriç” başlığıyla
ulaşabilir.)
Medeniyet Bir Bütündür, Araya Kimse Giremez
Meriç’in alamet-i farikası belki de “bütün düşüncelere açık” olmasıdır ama bir ayağını kendi
özünde sımsıkı sabit tutup diğer ayağıyla ülke düşüncelerini tanımaya çalışarak… Ona göre
Türkiye’nin kendine özgü çetrefilli meseleleri basit yoldan bir ideolojiye sığınmayla
1 sumeyyedgn@gmail.com
(Bu yazı Young Academia, Server Genç Hanımlar Derneği ve İdeal Bilge Gençlik Spor ve İzcilik Kulübü
Derneği iş birliğinde Prof. Dr. Hür Mahmut Yücer yönetiminde ‘’Modern Dünya ve Yeni Riskler
Yazarlık Atölyesi’’ kapsamında üretilmiştir.)
çözülemezdi. Batıyı dost sananların bir bir çaptan düşüşünü eleştirdiği gibi, İslami
değerlerimize ve kendi özümüze sahip çıkmadaki tembelliğimizi de eleştiriyor. Meriç’e göre
“Eğer İslam dünyası kendi değerlerine (taassupla) sadık kalsaydı, Şarkla Garp arasında mesut
bir terkip imkânı bulunabilirdi.”
Meriç’in anlattığı olaylar ve verdiği bilgilerle çok iyi tanıdığı kapı komşusunu
anlatıyormuşçasına dinliyorsunuz. İbn Haldun, Antik Yunan, İhvan-ı Safâ, Namık Kemal,
Osmanlı, Ziya Gökalp, Hind Edebiyatı, Mehmet Akif, II. Mahmut, Avrupa ile İlişkiler,
Marksizm, Sosyalizm, Doğu, Batı, Muallim Naci, Bediüzzaman Said Nursi; Aydınların
kavgası, davası, etkiledikleri, etkilendikleri, haklarında söylenilenler, eski zaman
gündemleri… Okudukça bilmediğimiz şeyleri öğrenmenin hazzı ve olayların iç yüzünü
öğrenmenin daha iyi fark etmenin verdiği acıyla birlikte, yer yer beklenmedik bakış açılarıyla
da şaşırtabiliyor.
“Tarihin en büyük medeniyetini yaratmış bir kavmin şuurlu, kaynaşmış fertleri mi? İşte
bütün mesele bu!”
Röportajların özünde Doğu-Batı ilişkisine ve dönemin ülke sorunlarına dair sorular yer alıyor.
Doğu’nun irfanına, Batı’nın kültürüne hâkim olan Meriç’in şiddetle karşı çıktığı bir ayrım var:
Sağ(cı) Sol(cu)… Bu durum onun zamanında daha keskin sınırlarla belirlenmiş olsa da bu
bölünmüşlüğe karşı çıkan ve bunun ortadan kalkması için ortak şuur ve kaynaşma için
ömrünü adayan bir başka örnek (belki) halen yok. Ve Meriç’e göre Avrupa’nın bizden
istedikleriyle değil ancak kendi vasıflarımızla sanayileşebileceğimizdir: Türklük, İslam ve
Asyalı olmak ile… Tarihinden, dilinden utanma halinden kurtulup ağaç gibi köküyle
yaşayarak. Tarih inşa etmek ancak belli bir mirasa uymayı ve tarihin vereceği malzemeleri
kullanmayı gerektirir, bu yüzden gövdemiz maziden koparsa istikbale bağlanamayız. Ona
göre bütün mesele: Tarihin en büyük medeniyetini yaratmış bir kavmin şuurlu ve kaynaşmış
fertleri olmak.
Mazisini cansiperane bir gayretle koruyan Meriç’e göre bizi maziye bağlayan tek köprü
dilimizdir. Öncelikli olarak ecdadımızın tefekkür hazinesinin yeni nesillerin tecessüsüne
açılmasını istiyordu. Mesela 18. yüzyıl sonlarından itibaren tutulduğumuz tercüme
silsilesinde çoğu yazarlarımızın eser ayrımı gözetmediği konusu o zamanlarda da pek de
tartışmaya açık değildi. Ve bu hiçbir tenkit süzgecinden geçmeden kültürümüze yönelik
tahribatların artmasına sebep olan Batılılaşma sürecini cesurca ele alan, bu manevi taarruzu
eleştiren yine Meriç’ti. Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçerken, bu doğum ve ölüm
sancısını iliklerine kadar yaşayan biri olarak ona göre sadece toprak değildi kaybettiğimiz,
ruhumuzu ve değişen dilimizle birlikte hafızamızı da kaybettik.
Acil Durum: Celâdet2 Sahibi Olmak
Bu özel röportajlar, Meriç’i tanımak isteyen veya Meriç’e, geçmişe dair hafızasını tazelemek
isteyenler için Meriç külliyatının özü gibi… Konuşmalarında övdüğü ve eleştirdiği isimleri
görecek, okuduğu ve tavsiye ettiği kitaplarla neyi, kimleri okumalı, entelektüel birikim nasıl
olmalı sorularına Meriçvari cevaplar alacaksınız. Meriç’in bizden beklediklerinin en acil olanı,
çağımızda insanlar üzerindeki etkin gücünü saldırganlığına ve hayâsızlığına borçlu olanların
giderek artmasına karşılık, özünü bilmek ve celadet sahibi olmak geliyor bana. Ayrıca kitabın
sonunda yer alan Ümit Meriç röportajında onu kızından okumak da güzel bir bitiş olmuş.
Nesrin Zirvesinden
Meriç’e neden şiir yazmadığına dair soru sorulduğunda, Necip Fazıl ve Nazım Hikmetlere
kıyasla ancak ikinci olabileceğini ama nesirde rakibi olmadığı cevabını veriyor. Nesrin
zirvesinden birkaç alıntı:
“Önce homo sapiens, yani düşünen insan… Düşünen insanın ilk vasfı homo moralis, ahlaki
değerleri olan insan olmaktır. Homo faber (alet yapan insan), insanın en az insan olan türü.
Bir insan cemiyeti değil, bir toz yığını haline geldik. Birbirini tahripten başka kaygısı olmayan
bu şuursuz yığının belli değerler etrafında toplanması, hayatiyetinin biricik şartıdır. Bu
değerler sun’i olarak imal edilemez. Tarihten alınır. Dilimizi kaybettik. Hürmet edilecek tek
makam, tek kişi, tek mukaddes bırakmadık. Sanayileşmeden önce insanlaşmak zorundayız;
insanlaşmak, yani birbirimizi sevmek. Düşünce hiçbir milletin inhisarında3 değildir.”4
“Liberalizm ve konservasyon5
. Biz ne liberalizmin aşırı çılgınlıklarına kapılmalıydık ne
konservatizmin (muhafazakarlığın) hayatı dumura uğratan uyuşukluğuna. İslam için en
büyük fazilet itidaldir.”6
2 Kahramanlık, medeni cesaret.
3 1. Tekel. 2.(Bir şeye) tek başına sahip olma.
4 Mustafa Armağan, Bulutları Delen Kartal, Timaş Yay., İstanbul 2011, s.28.
5 Muhafaza etme.
6 Mustafa Armağan, a.g.e., s. 37.
“Namuslu aydın, bu hafızasız nesilleri uyandırmak zorundadır. Sanatın vazifesi böyle bir
mucize yaratmak. Yolunu şaşıran sözde aydınları kızmadan, sabırsızlanmadan irşada
çalışmak. Sanat da din gibi ayırmaz, birleştirir.”7
Kitap boyunca geçmişe demirlenince bu vesileyle ipin ucunu kaçırmayıp tarih, irfan ve
kültürümüz arasındaki mesafeyi azaltmaya iştahınızın açılması büyük olası ve bu belki de
Meriç’in en çok istediği şey. “İrfanımızı maziye bağlayan köprüler berhava olduktan sonra
direnmenin mümkün olmayacağını” söyleyen Meriç’i okudukça, kişisel gelişiminiz ne kadar
yüksek olursa olsun kendi tarihini ve kültürünü bilmeden toplum içinde etkili bir konumun
mümkün olmayacağını da anlıyorsunuz. Bunun için de birçok kaynaktan beslenmek mümkün
ama kitaplığında 11.000 kitabı bulunan, (çoğumuzun) ömrümüzün yetemeyeceği kadar
okumuş, geçemeyeceğimiz acılardan geçmiş birikimleri ve görüp geçirdikleriyle Meriç, Türk
gençliğinin ilk kaynağı (olmalı).
7 Mustafa Armağan, a.g.e., s. 38.
İrfanımızı Yeniden Fethetmek İçin Cemil Meriç PDF